Makeleler

İbâdet Hassasiyeti

İbâdet Hassasiyeti

1981 senesinde Medine-i Münevvere’de, Hazret-i Mahmûd Sâmî (k.s.) katarakt ameliyatı olmuştu. Narkozdan, gece saat 02.25’te uyandı. Burası dikkat çekicidir; zira bu vakitler Efendi Hazretleri’nin normalde teheccüde kalktığı saatlerdi. Gözünü açar açmaz hemen:

— “Hacı Anneniz teheccüde kalktı mı?” diye sordu.

Kur’ân-ı Kerîm’de:

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ

“Ve’mur ehleke bis salati…” (Ailene namazı emret) [1] buyurulmaktadır. Efendi Hazretleri de bu hâle riayet eder, kendisi zikre kalkar, hanımını da teheccüde kaldırırdı. Teheccüd namazını kıldıktan sonra, Cenâb-ı Hakk’a istiğfâr ve zikirle meşgul olurdu. İşte bu sebeple, uyanır uyanmaz ilk andıkları yine zikir ve ev halkının da bu hâle iştiraki olmuştu.

Teheccüd ve Zikir Vurgusu

Hz. Sâmi (k.s.) Efendimiz; Teheccüd namazının, bu yoldan istifâde için önemli bir şart olduğunu beyan ederlerdi.

“Az yiyip oruç tutmayan teheccüde kalkamaz, teheccüde kalkamayan bu yoldan istifâde edemez”

buyurur, “Sabah namazı vaktinden yarım saat önce de olsa (ki bu beyan edilen en son vakittir), teheccüd namazı kılınmalıdır” derlerdi.

Zikrin de en efdal vakti kılınacak teheccüd namazından sonradır. Ama o zaman kaçırılırsa işraktan sonra veya gündüzün diğer vakitlerinde mutlakâ zikir dersi yapılmalıdır.

İbâdette Huzur ve Huşû

Sâmî Efendimiz Hazretleri ibadet ve duanın huzur huşu içerisinde yapılmasına çok ehemmiyet verirlerdi. Duâyı anlatırken:

“Dili söylüyor kalbi tasdik etmiyor, ağzıyla belli şeyleri söylüyor gözüyle de başka taraflara bakıyor. Bu duâya icâbet olunur mu?”

buyururlardı. İbâdette huzur huşu ile ilgili öğrettiği diğer bir düstur şöyleydi:

“Meselâ bir yerde yemek hazırlandı ve orada bulunan kişinin de karnı aç. Eğer akşam namâzı gibi sıkışık zamanlı bir namâz değilse veya vaktin çıkmasına az bir süre kalmamış ise namâz kılarken insanın aklının yemekte kalmaması ve namâzın huzur ve huşûsunun bozulmaması için önce yemeği yemek daha uygundur.”

derdi. Netice itibari ile herhangi bir sebeple insan namâzı bitirmek için kendisine zaman sınırı koymamalıdır. Onun için namâz kılarken de tesbihatı yaparken de ma‘nâsını düşünerek ve hakkını vererek yapmaya çalışmak gerekir.

İtidal ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Sâmî efendimiz Hazretleri ibadetleri kemâliyle yerine getirmeye çalışırken itidali de elden bırakmazdı. Bu hususta bazen yanlış rivayetler anlatılıyor. Misal hazret hakkında “Abdest alırken acaba abdest alması bugün bitecek mi? diye düşünürdük.” deniyor.

Halbuki bu doğru değil. Ben doğduğumdan Hazret’in irtihâline kadar, tam otuz sekiz sene, onunla beraberdim. Yirmi sene şoförlüğünü yaptım, gördüğüm kadarıyla kendisi mübâlağalı bir şekilde abdest almazdı, mübâlağalı bir şekilde namâz kılmazdı. Yâni bizler nasıl abdest alıp namâz kılıyorsak o da öyle abdest alıp namâz kılardı.

Hakîkatleri çevirerek Hazret’i büyük göstermeye çalışmak, aslında onu büyütmek olmuyor. Onun büyütülmeye de ihtiyâcı yok. Onun kendisi zâten büyük. Mesele, onu olduğu gibi anlayıp yolunda gitmektir.

Dipnot: [1] Tâhâ sûresi, âyet:132.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu