Hz. Mahmud Sami ve Tasavvuf
-
Her Şeyin Başı Allah Korkusu
Her şeyin başı Allah korkusudur. Allah’tan korkan başka hiçbir şeyden korkmaz. Allah’tan korkmayan da herkesten korkar. Muhyiddîn Arabî hazretlerinin şeyhi Ebû Medyeni Mağribî hazretleri bir topluluğu görüyor. Topluluğun yanına gidiyor bakıyor ki aslan adamın birinin merkebini yiyor, yarıya kadar da yemiş. Merkebin sahibi de hayvanını kaybettiği için dövünüyor.…
Devamını Oku » -
Nebî (s.a.v.)’in İşareti ve Nakşîbendîlik
Nebî (s.a.v.), Cuma sûresi nâzil olurken, “Ashâba yetişmeyen ümmetlere de peygamber gönderildi.” âyeti nazil olunca sâil sordu: “Yâ Resûlullah, onlar kimlerdir?” Nebî (s.a.v.) cevâb vermediler. Sâil bir daha sordu. “Yâ Resûlullah, bunlar kimlerdir?” Yine cevâb vermediler. Nebî-yi Ekrem (s.a.v.), üçüncü def’a sâil sorduğunda ona da cevâb vermedi ve…
Devamını Oku » -
Mürşid-i Kâmillere Olan İhtiyaç
Allâhü Te’âlâ: “Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe s. 119) buyuruyor. “Sâdıkîn”dan murâdın “Mürşidûn” olduğu Bahru’l-Hakâyık adlı tefsirde beyan buyrulmuştur. Allâhü Te’âlâ ehl-i imânı bu Âyet-i Kerîme ile sorumlu kılmış, vâris-i enbiyâ olan bir mürşid-i kâmil’in maiyyetinde bulunmalarını emreylemiş ve vâcib kılmıştır. Allâhü Te’âlâ’nın…
Devamını Oku » -
Râbıta
Râbıta kelimesi lügatte “İki şeyin birbirine bağlanması” demektir. Tasavvuf dilinde ise, mürşid ile mürîd arasındaki ilâhî feyzin akışını sağlayan ma’nevî bir bağdır. Bu bağa, Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hadîs-i Şerîflerde bazen açık, bazen de zımnen işâret edilmiştir. Râbıta, Cenâb-ı Hakk’ın tecellî ettiği ve bu sebeble nûr, feyz ve muhabbetle…
Devamını Oku » -
Hz. Sâmî (k.s.)’un Râbıta Usûlü
Hz. Sâmî (k.s.) Efendimiz’in usûlü sâde bir usûldü. 1- Nebî (s.a.v.) Efendimizin, Medine-i Münevvere’de Ravza’da mihrâbında, yüzünü cemaate dönük vaziyette tahiyyatta oturduğunu… 2- Ondan sonra Nebî (s.a.v.) Efendi’mizin sağında Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.), ondan sonra Selmân-ı Fârisî (r.a.), ondan sonra Hz. Kâsım bin Muhammed (r.a.), ondan sonra…
Devamını Oku » -
Kalbin Hâlleri
Hz. Mahmud Sami (k.s.)’un kalbin hâllerini anlatırlarken verdikleri bir misâl: “Bukâlemun denilen, Türkçe adı “bahtabakan” kertiş cinsinden kuyruğu ile dala sarılan bir hayvan vardır. Çocukluğumuzda, bu boz renkli hayvanı tutar, erkeklerin o zaman kullandığı kırmızı renkli, püsküllü, kalıba konan feslerini onun üzerine koyardık. Kısa bir süre sonra fesi…
Devamını Oku » -
Nefsin Islâhı İçin Beş Şart
Allah (C.C.) altı vâv-ı kasemle bildiriyor ki: «Nefsini tezkiye eden muhakkak felaha dahil olmuştur.» (Eş Şems Sûresi, Âyet: 9) Hemen müteakip ‘Ayet-i Kerîme’de de: «Ve muhakkak ki nefsini tezkiye edemeyen (temizleyemeyen) de hüsrana uğramıştır.» (Eş-Şems Sûresi, Âyet: 10) Hal böyle olunca büyük cihad için çok çalışmaklığımız lâzımdır, önce…
Devamını Oku » -
Birinci Şart: Az Yiyip Oruca Devam Etmek
Mükerrem sıfatla halk olunan insanın kalbine, Cenab-ı Hak nazar eder. Onun için kalbin nurlanmasına çalışmamız lâzımdır. Hastalık nerede ise tedavi oradadır. Kalbin nurlanması ise kalb aynasının tozlarının silinmesiyle mümkün olur. Bu aynanın tozları ancak açlıkla silinebilir. Çok yemek ömrü uzatmaz, az yemek eceli yaklaştırmaz. Az yiyip oruç tutarak…
Devamını Oku » -
İkinci Şart: Dâimâ Allah (c.c.)’yu Zikretmek
Nefsi tezkiye, kalbi tasfiye hususunda en önemli düsturlardan biri de Cenab-ı Hakk’ı her zaman zikretmektir. Bu hususta Cenab-ı Hakk müteaddit âyet-i kerîmelerde çokça zikri emrediyor. Bu sûrelerde: «Ey imân edenler Allah’ı çok zikredin.» (Ahzâb Sû. Âyet: 41, Bakara ve Cum’a Sûrelerinde mükerreren) diye emir buyruluyor. Adet de yok,…
Devamını Oku » -
Üçüncü Şart: İbâdetleri Huzur ve Huşu İle Edâya Çalışmak
Tezkiye-i nefsin ikinci şartı bütün ibâdetleri huşu ile yapmaktır. Kur’ân-ı Kerîm’de Mü’minûn sûresi birinci âyet’de; «Ancak namazı huşu (ve korku) ile kılanlar felaha ermişlerdir.» buyuruluyor. Mefhum-u muhalifi ile ele alınırsa “Namazı huşu ile kılamayanlar felaha dahil olamayacak!” manası çıkıyor. Rabb’ının huzuruna duran kişi ancak huzur-u kalb ile edaya…
Devamını Oku »







